Hep kısa değildi pencere eşiklerimiz. Bizim de bir zamanlar vardı büyük cam önlerimiz, geniş pencerelerimiz ...
Akıp giden sokağı ve caddeyi ...

diğer evlerin çatılarını ...

değişen mevsimleri ; yağmuru ve karı izlediğimiz,
başkalarının yaşamlarını merak ettiğimiz
kimi zaman karşı pencerelerden aşık olmuşluğumuz vardı.
Aydınlık, insan için mutluluk aynı zamanda hafiflik demekti
dış dünyaya olan merak

diğerlerini keşfetme duygusu

ve bulmak istediğimiz huzur adına
evimizin en aydınlık en güzel yerine kurduk masalarımızı
Ancak çocuksak bir de cezalıysak üstelik ne çok canımız yanardı, uzaktan izlerken diğer çocukları ...
Yoksulluğun ve varsıllığın göstergesi evlerin görkeminde gizle olsa da; her evi eşit yapardı pencere ve kapılar ...
perdenizi kapattığınızda güven

açtığınızda bahar olabiliyorsanız ne gam
Güzel rüyalar görebilmek için büyüsek bile inandık masallara
kabusları atlatabilmek uğraşıyla düşkapanları sallandırdık camlarımızda
paramız yetmediğinde kendi masallarımıza; başka dili konuşan başka ülkelerin masallarını izledik, dillendirdik yıllarca - kibritçi kız, pamuk prenses, uyuyan güzel ...
Merak ilgiyi besler, ilgi keşfetmeyi, keşif sevgiyi ...
Aşk; bir başkasının hikayesinde kahraman olmaya çalışmaktı aslında
Bilmediğin ama ilgiyle dinlediğin, bitmesin diye yeni kısımlar ilave ettiğin kimi zamanda bozulmasın diye hiç dokunamadığın hikayeler ... Çünkü bilirsin hikayeler insandan önce eskirler.
En çok yolculuklarda güzeldir cam kenarları ...
yalnızca kadınlar değil erkekler de pencere önlerinde bekler kayıplarını
yaşam kalabalık ve canlılık ifadesiyse eğer
eşyanın ölümü insanın terk edişiyle başlar
ve doğa bir zaman sonra bütün boşlukları kendince tamamlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder